![]()
![]()
Üzülmek bazen ne kadar da arzuladığımız bir şey oluyor. O kadar monoton gelişiyor ki olaylar, üzülmeye bahane arar oluyor insan. O an mutlu olduğundan da değil üstelik. Tam bir dinginlik. Sanırım düzen bana göre değil. Biraz karışıklık ama kıvamında, benim hayatı daha rahat hissetmemi sağlıyor. Sevinçlerim üzüntülerim hırslarım kızgınlığım hep daha yoğun oluyor biraz hüzünlüysem. Birbirinden bağımsız olaylar bu kadar mı etkiliyorlarmış birbirlerini? Neden üzülmekten korkmuştuk peki? Cevabı unutuyorum.
Çevremizdekileri üzmemek için desek? Olabilir. Onların üzülmesini istemeyiz. O kadar çok istemeyiz ki onların üzülme haklarına da tecavüz ederiz, kızma haklarına da. Onların iyiliği için çok fedakarlık yapıyoruz. Farkına bile varmıyoruz onlardan hislerini esirgediğimizin. Sonra bir gün geliyor, sana en yakın olanlardan birileri gidiyor. Artık sana uzaktalar. Bunun insanı özgürleştiğini de düşünüyorum üzdüğü kadar. Çünkü artık üzülme özgürlüğün oluyor. Evet, artık üzülme özgürlüğüm var. Bol bol üzülebilir, dibe vurabilirim. Artık mutluymuş gibi yapmak zorunda da değilim, üzmemek için. Aldığım nefesler ferahlayacak, dünyaya daha geniş bir vizyondan bakacağım sanmıştım ama en çok üzülme özgürlüğümü hissettim kayıplarımda. Üzülme hakkımı kendi kendime çürütmüşüm bunca zaman. Üzülmemişim, ciddiye almamışım, kafaya takmamışım bir şekilde. Bir şekilde kamufle etmişim işte kendimi. Hangimiz yapmadık ki? Semih ile Ayşe’nin çatlak ilişkilerinin içerisinde arabulucu olmuşuz, küsen arkadaşları barıştırmak için adımızı öne sürmüşüz, çatal dillilerin söylediği saçma sapan dedikodular içerisinde yüzmüşüz. Hep üzmemek için, üzülmemek için. Kendimize baktığımızda da reddettik. Hayır ben süperim, her şey yolunda demekten, kendimizi esirgedik kendimizden.
Yakın çevremde üzecek birinin olmaması beni nasıl özgürleştiriyorsa, bir süre sonra üzecek birilerini arayacağımı biliyorum. Ama gene de üzülme özgürlüğümü seviyorum…