İçe Vurum

İçe Vurum

Kendi kendime konuşmaktansa, sözüm meclisten dışarı demek istedim

En kötü seçim bile kararsızlıktan iyidir…

Pazartesi, Nisan 28, 2008

Seçmek ve seçilmek kelimelerini o kadar sık duydum ki, benim içim bir reklam jingle’ı halini aldılar. Dilimize pelesenk olmaktan öteye gittiler üstelik, dünya seçim üzerine kurulmuş. Aldığım yüksek lisans derslerimde de, günlük yaşamımda da, tüm öğütler seçim üzerine. “en kötü şey kararsızlıktır.” mantığını hem okulda hem hayatta o kadar çok duydum ki, bu konu kafamı kurcalamaya başladı. Varolmak için mi seçim yapıyoruz? Elbette ki yaşamayı biz seçiyoruz, elbette yöneticilerimizi de biz seçiyoruz. Ama bu oyuna böyle başlamamıştık. Fakir bir aileden gelen neredeyse her insan, ‘durumumu ben seçmedim’ diyecektir. Kim yarattı o durumu peki? Çok daha önce, belki birkaç göbek önce verilen kararlar aileyi o konuma itmiş olabilir mesela. Ne güzel bir suçlama. Liderlik vasıflarından en büyüğünün etkili karar verebilme becerisi olduğunu neredeyse herkes altını çize çize vurguluyor. Seçim yapmak... Peki yanlışı seçme korkusu günlük hayatımıza nasıl bu kadar egemen oluyor? Profesyonel hayatı anladık varsayalım, hadi demokrasi ile ilgili endişelerimi de bir kenara attık, tatillerimizi ne zaman seçimlerle harcamaya başladık? Sanırım ben buldum, konu özgürlüklerle ilgili. İnsanın en temel ihtiyacı özgürlük. Hepimizin rüyalarında varolan, kaçınılmaz bir arzu. Benim için bunun ne kadar önemli olduğunu bilemezsiniz üstelik. Peki bunu bize meslektaşım olan reklamcı büyüklerim nasıl yansıttılar? Aslında bunu öncelikle üreticiler yarattı, ürün farklılığı ile, reklamcılar da ürün farkındalıklarını eklediler ve ortaya farklı bir farkındalık çıkarttılar. Artık en temel ürünler için bile yüzlerce çeşit bulmak mümkün oldu. Üstelik her keseye göre, pazar malı gibi hayatlar. Özgürlük kaybolmaya başladı ardından. O kadar çok karar verme zorunluluğu ortaya çıktı ki, tatil diyebileceğimiz o nadir boş vakitlerimizi (ki neden bu kadar azlar hiç anlayamıyorum) seçim yaparak harcadık. “Yarın ne giysem, acaba bu kot pantolon mu yoksa Levis 501 mi, veya 505?”. Özgürlüğümüzü tüketime kanalize ettik. Kendimizi ürünlerimiz ile yaşamaya başladık. Ne kadar bizi ifade eden ürün aldık, o kadar biz olduk sandık. Üstelik bunu yapmamız bize sonsuz seçenek ve özgürlüklerle dolu ütopik (!) bir dünya kurdu. Peki neden giderek daha da mutsuzlaşıyoruz? Çünkü seçim yapmaktan gerçek özgürlüğümüzü ve mutluluğumuzu kaybettik. İddia ediyorum ki; pantolon almaya gittiğimde yanımda birilerinin olmasını yalnızca hatalı karar verip hayal kırıklığı yaşamamak için istiyorum (pazarlamacılara selam olsun). Ürün ve pazarlama algımdaki zerrelerin birleşimi olan ve bende hayal kırıklığı yaratmayacağını umduğum bir ürüne ulaşana kadar en az 15 karar aşamasından geçiyorum, kafamda onlarca hatta yüzlerce opsiyonu tek tek eliyorum ve sonunda kesinlikle beni ifade ettiğini düşündüğüm, mükemmel pantolonumu alıyorum. Peki neden tahmin ettiğim kadar mutlu değilim? Neden şimdiden “seneye bir kot pantolon daha alacağım nasıl olsa” diyorum? Eğer girdiğim dükkanda 4 çeşit kot olsaydı (small, medium, large ve xlarge diyelim) ve tüm dünyada o çeşit kot pantolon olsaydı, az mı olacaktı özgürlüğümüz? Çok daha mutlu olurduk, en azından hayal kırıklıklarımızı kendimize mal etmez, dünyayı suçlayabilirdik. Bugün aldığım kot pantolonda yapacağım en ufak hatalı tercih, tamamen benim suçum olacaktır, çünkü bana binlerce seçenek çoktan verilmişti. Ben bir şekilde hatalı seçim yaptığım için tüm suçlu da ben oluyorum. Ama öteki türlü olsaydı ne olurdu? Medium kot pantolon popomu biraz daha büyük gösterirdi belki ama en azından bununla ilgili bir suçluluk hissetmez, suçu ürüne, koşullara, dünyaya atardım. Ve çok daha mutlu olurdum. Hele bir de o dört seçenekten biri bana yakışmışsa değmesinler keyfime. Hayal kırıklılıkları üzerine oturtulmuş bir dünyada yaşıyoruz, ne alırsak alalım, ne yaparsak yapalım artık tüm kararlarımız salt bizim sorumluluğumuzda. Yalnızca doğumumuz, ailemiz bizim sorumluluğumuzda değil. En sıkı sıkıya bağlı olduklarımız... Keşke çok daha az seçenek olsaydı, keşke karar vermek daha kolay, hayal kırıklıkları daha az olsaydı, keşke karar vermeme özgürlüğümüzü almamış olsalardı.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »