İçe Vurum

İçe Vurum

Kendi kendime konuşmaktansa, sözüm meclisten dışarı demek istedim

Little Big(!)

Cumartesi, Kasım 3, 2007

   Bugün elime bir e-mail ulaştı, her gün gelen binlercesinden ayırması imkansız olan bir “forward” maili. Bu seferkini niyeyse çöpe atmadan önce bir okuyayım dedim. İyi ki de yapmışım. Bana böyle saçma bir mailin yapabileceği en iyi şeyi yaptı ve bu yazıyı yazmamı ve düşünmemi sağladı. İçeriğini özetlemek gerekir derler böle girizgah yaptıktan sonra, o diyenlere ithaf ediyorum aşağıdaki özetimi;

 

Diyor ki biri, 40 yaşına gelmiş, çok daha gençmiş. 20 yaşındaki hali ile şu an 40 yaşındaki hali arasındaki en büyük gençleştirici faktör ise kişinin kedini artık tanımasıymış. Saygı duydum onayladım ve hatta kendime pay çıkarmaya çalıştım. Bu son pay çıkarma kısmında kendime çok pay çıkaramadığımdan olsa gerek içime oturdu yazı aniden. Bu ani duygusal girdi ve çıktılar beni ürkütüyor. Acaba bu da mı kendini tanımakla ilgili? Kendimi tanırsam acaba çok bu taze olacağım? Yoksa çok mu tiksineceğim kendimden, “benden çıka çıka bu mu çıktı” diyeceğim?

 

Bu bir risk. Eğer kişi kendini gerçekten görmek isterse görür. Bunun yaşı sonrası deneyimi yok. Yaşın tek etkisi bu durumda, kendini görmek isteyip istemediğinle alakalı. Gençken hepimizin tonlarca umudu, endişesi oluyor. Ben gencim oradan biliyorum. Ahahah ne kadar da komiğim kendim? Ne kadar? Ancak yaşlanınca eskimiyor ama sanki biraz daha nasır tutuyor insan. Bu sayede karşısına çıkabilecek o kötü tabloyla yüzleşmeye de hazır hissediyor. Bu riski kaldırabilecek mertebeye ulaşmış oluyor. Peki bunu başarınca iyi mi oluyor? Yani “boş hayallerden kurtulmak” iyi bir şey mi? Hiç katılmıyorum. Hem mesleğimden hem de çocukluğumda yaşamamış olduğum travmalardan sebep, rahat ve bol bol düşünebileceğim bir hayatın ortasındayım. Hayal kurmak gibisi yok benim için evet. Ama bahsettiğim hayaller de çok kendimle alakalı materyale dayalı hayaller olmuyor. Biraz daha yarı rüya gibi diyebiliriz. Ama sonucunda bu kadar kafamda dolanan safsatanın ardından kendine de pay çıkartıyorum bir şekilde. Ben kendimi çok sevdiğim için hayattaki her şeyden kendime pay çıkartırım mesela. Bak, kendimi buluyorum yazarken bile. Ama bu hayallerimin, umutlarımın gerçek dünya ile çelişeceğini tahmin edebiliyorum. Kendi gerçeğimi bilmesem bile, çünkü gencim, en azından kendimi yeniliklere çok daha aç ve açık hissediyorum. Aç ve açıkta kalmak hiç bu kadar optimistçe düşünülmemiştir. Bu sayede yeni bilgiye çok daha rahat ulaşabileceğimize ve hatta bilgiyi üretebileceğimize inanıyorum. “Ah çocuk, toysun çocuk” dediğinizi duyar gibiyim. Evet ve hep bu boş hayallerimle kalmak istemekteyim efendim. Efendim dedim bakın, saygıda kusur etmem.

 

“Büyüdükte ne oldu hafız yav!” gibi bir endişe içerisine girmektense, bırakıyorum dizginleri, “Oh ne keşfetcem kendimi ya, kendim beni keşfetsin!” diyorum. Eğer bu gibi öğütleri bizim yaşımızda dinlersek nasıl sizin yaşınıza geldiğimizde sizin gibi ‘başarılı’ olmamızı bekleyebilirsiniz ki? Bu tıpkı şunun gibi; anne eve gelir, evde oğlan tuvalette kanayan dudağına kendi  kendine pansuman yapmaktadır. Anne ilk başta anlamaz, çocuk da çaktırmamak için olanca hızıyla tuvaletten çıkıverir. Sonra anne gelir tuvalete çocuğun kanından birkaç damla ile karşılaşır ve çığlığı basar. Çocuğa gidip “Aman Allahım! İyi misin yavrucuğum? Oy oy oy!” hezeyanlarında bulunur. Çocuktan çok daha fazla korkar. İşte bu yüzden bizim nesilde ortak bir kaygı var sanırım. Başımıza kötü bir şeyler geldiğinde önce ailelerimizden saklıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bize destek olmak yerine, panik olup durumu çok daha derin bir kaosa sürükleyecekler. İşte bu yüzden bizim nesil ve sonrakilerde büyüme çok daha farklı işliyor. Ne Deniz Gezmiş’i biliyoruz, ne politikadan anlıyoruz, ne de ezbere şiir okuyabiliyoruz. Çünkü varoluşumuzu tamamlayacak olan bu öğelere ihtiyaç duymamışız. Zaten ailelerimiz bizim yerimize ya bize kızmışlar ya da çok daha fazla paniklemişler. Sonra genç denilen yaşa geliyorsun ki bakkal veya berber gencinden bahsetmiyorum, takriben 18-25 arası diyelim (Berberler misal, 11 yaşındaki çocuğa “vay delikanlı abi, nasılsın?” gibi şeyler diyebilmektedirler. Müşteri memnuniyeti tabi). İşte bu genç yaşlarda bir bakıyoruz ki biz ailelerimizden çok daha farklı yönlere gitmişiz. Onların hayal kırıklığına uğrayacakları şeyleri biz içselleştirmişiz, onların üzülecekleri hataları biz doğru diye yapmışız. Peki sizce kim doğruydu gerçekten? Gençlerin seçimleri mi yanlış yoksa ailelerin mi? Açıkçası ben kendi hareketlerimin doğruluğunu bile sorgulamadan yaşamak istiyorum bazen. Her yaptığımın sonucunu düşünmek ve bunu kendi kendine kaldığında bile yapmak cidden yorucu oluyor. Kendimi keşfettikten sonra sapıtabilir miyim peki o mail’de dediği gibi? Yani kendimi keşfettikten sonra gerçekten dünya turu hayalim kalacak mı aklımda? Bunu yapmak için vaktim olacak mı? Peki para? Kendimi keşfettim ne güzel diyip evimde oturup şarap mı içeceğim yoksa Sezen Aksu eşliğinde…Ben şu an  hayalini kurduğum deli dolu şeyleri yapmak için illa büyümek zorunda mıyım? Büyüdüğümde bu uçuk kaçık hayallerim küçülecek mi?

 

“-Alo?..

-Abi biliyorum gece 3 ama hadi gel taksime muhabbet süper, yarın da basalım bi üç gün Olimpos’a gidelim diyoruz. Bir de sonbaharda görmek lazım orayı!”

-Peki de….Tamam tamam geliyorum. Biletleri yarın sabah mı alacaz?”

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »