<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>İçe Vurum</title>
        <description></description>
        <link>http://chucker.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sat, 07 Nov 2009 11:18:21 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Barcelona'ya devam</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/barcelona-ya-devam_24470131.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/barcelona-ya-devam_24470131.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Evime yerleştiğim g&amp;uuml;nden bu g&amp;uuml;ne aslında &amp;ccedil;ok değil belki &amp;uuml;&amp;ccedil;, belki d&amp;ouml;rt g&amp;uuml;n ge&amp;ccedil;ti sadece. Ama şimdiden şehrin kurallarına iyiden iyiye alıştım. &amp;Ouml;ncelikle geldiğimde hissettiğim o turist havamı korumam gerektiğini anladım. İnsan (veya biz T&amp;uuml;rkler mi demeliyim) ister istemez yaşayacağı ortama girdiğinde, her şeye ve herkese hakim olmak ihtiyacı i&amp;ccedil;erisine giriyor. Artık genel olarak tanınmış t&amp;uuml;m sokakları avucumun i&amp;ccedil;i gibi bildiğimi iddia eden ben, gece vakti arkadaşlarım ile buluşmak &amp;uuml;zere yanlarına giderken yine kayboluyorum yine yeni yollar keşfediyorum. İlk bakışta eminim korktuğumu endişelendiğimi d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;n. E haksız değilsin tabi, ilk başta (&amp;uuml;stelik bu sefer ger&amp;ccedil;ekten yalnızsın) korktum. Ama dersimi de aldım sonunda, b&amp;ouml;yle bir şehrin sokaklarını karış karış ezbere hatırlamak her baba yiğidin harcı değilmiş. En azından biraz ge&amp;ccedil; de olsa arkadaşlarımın yanına ulaştım elbette. Arkadaşlarımı merak etmişsindir mutlaka; okul arkadaşlarımın şimdiden &amp;ndash; ev bulmak i&amp;ccedil;in -&amp;nbsp; gelen kısmı. Daha &amp;ccedil;ok kısa bir zaman ge&amp;ccedil;miş olmasına rağmen iyi bir grup olduk. B&amp;uuml;y&amp;uuml;k ihtimalle herkesin sığınacak bir arkadaş tayfasına ihtiya&amp;ccedil; duymasından kaynaklanan bu b&amp;uuml;t&amp;uuml;nleşme, bizi neredeyse her gece dışarı &amp;ccedil;ıkmaya zorluyor. Bundan hi&amp;ccedil; de şikayet etmeyeceğim elbette. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Burada, bilmiyorum daha &amp;ouml;nce bahsi ge&amp;ccedil;ti mi, her yer saat &amp;ouml;ğlen ikide kapanıyor. Bu durum İspanyolların siesta alışkanlığından kaynaklı elbette. Odam daha &amp;ouml;nce de bahsettiğim gibi g&amp;uuml;neş almadığından sabahları uyandığımda kendimi karanlık bir odada buluyorum. Alışkanlık işte, g&amp;ouml;z&amp;uuml.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/barcelona-ya-devam_24470131.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 19 Sep 2008 17:42:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>iHola!</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/ihola_24068561.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/ihola_24068561.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Hola Amigos y Amigas!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Barselona&amp;rsquo;daki ilk g&amp;uuml;n&amp;uuml;m olmasa da, kuracağım hayatın sanırım ilk g&amp;uuml;n&amp;uuml; bug&amp;uuml;n. Annemin de yardımı ile başlangıcı hafif sıyrıklarla atlatmayı başardım. G&amp;uuml;zel &amp;ndash; hatta bence buralardaki en g&amp;uuml;zel &amp;ndash; yerde bir oda kiraladım. Kendime ait bir telefon hattı aldım ve hatta bankadan yeni bir hesap bile a&amp;ccedil;mayı başardım. Bug&amp;uuml;nse annemi u&amp;ccedil;ağına yolcu ettim. Bunlar &amp;ccedil;ok kolay şeyler gibi g&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;yordur eminim dışarıdan bakıldığında, ama emin ol &amp;ccedil;oğunlukla İngilizce bilmeyen bir toplumun i&amp;ccedil;erisindeysen işler sarpa sarabiliyor. Ama &amp;ndash;belki de okuduğum kitaplardan &amp;ccedil;ok etkilendim &amp;ndash; inanır mısın İspanyolca&amp;rsquo;dan bir şeyler anlamaya başladım. Tabi buradakilerin sadece İspanyolca konuştuğunu varsaymak b&amp;uuml;y&amp;uuml;k ahmaklıkmış. Katalan b&amp;ouml;lgesinde olduğumuz i&amp;ccedil;in her levhanın altında bir İspanyolca bir de Katalanca direktifler yazıyor. Peki bunun sonucunda ne oluyor? İngilizcesini yazacak yerleri kalmıyor! İnsan da bu koşullara ister istemez adapte oluyor hemen. &amp;lsquo;Toplu bilin&amp;ccedil;&amp;rsquo; mi dersin yoksa &amp;lsquo;atma recep din kardeşiyiz&amp;rsquo; mi bilmem ama bir s&amp;uuml;re sonra dediklerini anlamaya başladım. &amp;Ouml;rneğin bankadan hesap a&amp;ccedil;maya gittiğimde, artık ezbere s&amp;ouml;ylediğim, &amp;ldquo;hable ingles?&amp;rdquo; yani &amp;ldquo;İngilizce konuşuyor musunuz?&amp;rdquo; gevelemesinin ardından katı bir &amp;ldquo;no!&amp;rdquo; aldım. Ama yapacak bir şey yoktu artık. Bir kere girmiş bulundum adamın odasına. Yarım yamalak bir şekilde yeni hesap a&amp;ccedil;mak istediğimi s&amp;ouml;yledim. Adamcağız ilk başta garipsese de &amp;ccedil;ok sıcakkanlıydı (buradaki t&amp;uuml;m insanlar g.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/ihola_24068561.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 13 Sep 2008 19:00:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Gidiş</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/gidis_18302311.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/gidis_18302311.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;Birka&amp;ccedil; ay kaldı sadece gitmeme. Bunu bilmek hem iyi hem k&amp;ouml;t&amp;uuml; aslında. Gideceğini bile bile kalmak sa&amp;ccedil;ma ve can sıkıcı. Ama gideceğini bilmek aynı zamanda &amp;ouml;zg&amp;uuml;rleştirici. Her istediğimi her i&amp;ccedil;imde kalanı yapmak istiyorum. Aynı hayalini kurduğum &amp;ouml;lmeden &amp;ouml;nceki konuşmam gibi; sevdiklerim etrafımda, ne d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml; neler yaşadığımızı konuşmak, tartışmak, vedalaşmak&amp;hellip; O kadar &amp;ccedil;abuk ve arsızca istiyoruz ki hayattan bir şeyleri, bu bendeki &amp;ldquo;gitmeden yaşayayım&amp;rdquo; arzusu da aynı. Sanki geri d&amp;ouml;nmeyecekmişim gibi, sanki bir daha bir şeyleri s&amp;ouml;ylemeye fırsatım olmayacakmış gibi bencilce ve ısrarla bir şeyleri yaşama ısrarı. Her şeyi &amp;ccedil;abucak halletme, t&amp;uuml;m katarsislerimi aynı anda yaşama ihtiyacım. Bu kadar aceleci olmak aslında bana &amp;ouml;ğretilen bir şey, nerde bir &amp;ouml;l&amp;uuml;ml&amp;uuml; kalımlı film g&amp;ouml;rsem hep aynı mavrayı duymadım mı zaten; &amp;ldquo;hayat kısa tadını &amp;ccedil;ıkar juli!&amp;rdquo;. Peki &amp;ccedil;ıkarsın hayatın tadını j&amp;uuml;li de bunun sonu nereye varacak? Her yapmak istediğimiz herkes i&amp;ccedil;in doğru olabilir mi? Benim vedalaşma sırasında s&amp;ouml;yleyeceğim (itiraf edeceğim) bir iki şey vardır tabi ki, ama bunu o insanlar iyi veya k&amp;ouml;t&amp;uuml; anlamda hak ettiler mi? Hakettilerse bile bu benim haddime mi? Değil elbette. Juli hayatın tadını &amp;ccedil;ıkarsın, ben gitmeme 2 ay kala bunları hissetmemeye &amp;ccedil;alışıyorum. Kaybedecek bir şeyim yoksa geri durmuyorum (geri durmak &amp;ccedil;ok garip bi lafmış) ama limit koymak lazım sanırım. Her şeyi bitirip gidersem d&amp;ouml;nd&amp;uuml;ğ&amp;uuml;mde boşlukta kalabilirim elbette. Bunu fark etmem bile aslında ne kadar yalnız olduğumuzu hatırlatıyor bana şu sıralar; geri d&amp;ouml;n&amp;uuml;nce yalnız kalmama korkusu. Hepimiz aslında &amp;ouml;l&amp;uuml;mden değil, &amp;ouml;l&amp;uuml;nce yalnız kalmaktan veya yalnız &amp;ouml;lmekten korkmuyor muyuz &amp;ouml;lesiye? .. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/gidis_18302311.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 08 Jun 2008 04:00:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>En kötü seçim bile kararsızlıktan iyidir&amp;#8230;</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/en-kotu-secim-bile-kararsizliktan-iyidir_14608521.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/en-kotu-secim-bile-kararsizliktan-iyidir_14608521.html</guid> 
            <description>

&lt;p&gt;Seçmek ve seçilmek kelimelerini o kadar sık duydum ki, benim
içim bir reklam jingle&amp;#8217;ı halini aldılar. Dilimize pelesenk olmaktan öteye
gittiler üstelik, dünya seçim üzerine kurulmuş. Aldığım yüksek lisans derslerimde
de, günlük yaşamımda da, tüm öğütler seçim üzerine. &amp;#8220;en kötü şey
kararsızlıktır.&amp;#8221; mantığını hem okulda hem hayatta o kadar çok duydum ki, bu
konu kafamı kurcalamaya başladı. Varolmak için mi seçim yapıyoruz? Elbette ki
yaşamayı biz seçiyoruz, elbette yöneticilerimizi de biz seçiyoruz. Ama bu oyuna
böyle başlamamıştık. Fakir bir aileden gelen neredeyse her insan, &amp;#8216;durumumu ben
seçmedim&amp;#8217; diyecektir. Kim yarattı o durumu peki? Çok daha önce, belki birkaç
göbek önce verilen kararlar aileyi o konuma itmiş olabilir mesela. Ne güzel bir
suçlama. Liderlik vasıflarından en büyüğünün etkili karar verebilme becerisi
olduğunu neredeyse herkes altını çize çize vurguluyor. Seçim yapmak... Peki
yanlışı seçme korkusu günlük hayatımıza nasıl bu kadar egemen oluyor? Profesyonel
hayatı anladık varsayalım, hadi demokrasi ile ilgili endişelerimi de bir kenara
attık, tatillerimizi ne zaman seçimlerle harcamaya başladık? Sanırım ben
buldum, konu özgürlüklerle ilgili. İnsanın en temel ihtiyacı özgürlük.
Hepimizin rüyalarında varolan, kaçınılmaz bir arzu. Benim için bunun ne kadar
önemli olduğunu bilemezsiniz üstelik. Peki bunu bize meslektaşım olan reklamcı
büyüklerim nasıl yansıttılar? Aslında bunu öncelikle üreticiler yarattı, ürün
farklılığı ile, reklamcılar da ürün farkındalıklarını eklediler ve ortaya
farklı bir farkındalık çıkarttılar. Artık en temel ürünler için bile yüzlerce
çeşit bulmak mümkün oldu. Üstelik her keseye göre, pazar malı gibi hayatlar.
Özgürlük kaybolmaya başladı ardından. O kadar çok karar verme zorunluluğu
ortaya çıktı ki, tatil diyebileceğimiz o nadir boş vakitlerimizi (ki neden bu
kadar azlar hiç anlayamıyorum) seçim yaparak.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/en-kotu-secim-bile-kararsizliktan-iyidir_14608521.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Mon, 28 Apr 2008 00:48:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Deviantart</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/deviantart_11423721.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/deviantart_11423721.html</guid> 
            <description>Deviantart'ta bi ben eksiktim, şimdi tamam olduk.&lt;br&gt;&lt;br&gt;htpp://chuckerr.deviantart.com&lt;br&gt;
&lt;p&gt;&lt;/p&gt;
.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/deviantart_11423721.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Thu, 20 Mar 2008 19:49:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Depresyona Girme Özgürlüğüm....</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/depresyona-girme-ozgurlugum_4624713.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/depresyona-girme-ozgurlugum_4624713.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ü&lt;/STRONG&gt;zülmek bazen ne kadar da arzuladığımız bir şey oluyor. O kadar monoton gelişiyor ki olaylar, üzülmeye bahane arar oluyor insan. O an mutlu olduğundan da değil üstelik. Tam bir dinginlik. Sanırım düzen bana göre değil. Biraz karışıklık ama kıvamında, benim hayatı daha rahat hissetmemi sağlıyor. Sevinçlerim üzüntülerim hırslarım kızgınlığım hep daha yoğun oluyor biraz hüzünlüysem. Birbirinden bağımsız olaylar bu kadar mı etkiliyorlarmış birbirlerini? Neden üzülmekten korkmuştuk peki? Cevabı unutuyorum.&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Çevremizdekileri üzmemek için desek? Olabilir. Onların üzülmesini istemeyiz. O kadar çok istemeyiz ki onların üzülme haklarına da tecavüz ederiz, kızma haklarına da. Onların iyiliği için çok fedakarlık yapıyoruz. Farkına bile varmıyoruz onlardan hislerini esirgediğimizin. Sonra bir gün geliyor, sana en yakın olanlardan birileri gidiyor. Artık sana uzaktalar. Bunun insanı özgürleştiğini de düşünüyorum üzdüğü kadar. Çünkü artık üzülme özgürlüğün oluyor. Evet, artık üzülme özgürlüğüm var. Bol bol üzülebilir, dibe vurabilirim. Artık mutluymuş gibi yapmak zorunda da değilim, üzmemek için. Aldığım nefesler ferahlayacak, dünyaya daha geniş bir vizyondan bakacağım sanmıştım ama en çok üzülme özgürlüğümü hissettim kayıplarımda. Üzülme hakkımı kendi kendime çürütmüşüm bunca zaman. Üzülmemişim, ciddiye almamışım, kafaya takmamışım bir şekilde. Bir şekilde kamufle etmişim işte kendimi. Hangimiz yapmadık ki? Semih ile Ayşe&amp;#8217;nin çatlak ilişkilerinin içerisinde arabulucu olmuşuz, küsen arkadaşları barıştırmak için adımızı öne sürmüşüz,.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/depresyona-girme-ozgurlugum_4624713.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 17 Nov 2007 22:42:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Biz Niye Ciddiyete Gülüyoruz?</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/biz-niye-ciddiyete-guluyoruz_4578502.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/biz-niye-ciddiyete-guluyoruz_4578502.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;IMG src=&quot;http://www.bertangokdemir.com/mynet_resimlerim/osuruk2.jpg&quot;&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;STRONG&gt;Sevişmek &lt;/STRONG&gt;&amp;nbsp;kelimesi bile itici geliyor bazen. Kaba geliyor kulağa. Tıpkı&amp;nbsp; &amp;#8220;seks&amp;#8221;, &amp;#8220;boşalmak&amp;#8221; gibi. Bu tamamen kafamızdaki saçma fesatlıktan sebep. Sinirlerim boşaldı dediğinde biri katıla katıla gülüyoruz arkadaşlar arasında, ne güzel, komik oldu değil mi? Bir süre sonra bunu asla söylememeye başlıyoruz. Ya ayıp olursa? Sevişmek kelimesini bol bol ve doğru anlamıyla kullanan biridir Okan Bayülgen. &quot;İki kişinin karşılıklı olarak birbirini sevmesi&quot;...Hem kendisini küçüklüğümden beri severim hem de bu güzel özelliğini takdir ederim kendim kendisine. &amp;#8220;Biz arkadaşım Selim ile çok sevişiriz&amp;#8221; dedikten sonra çok az insanı gülmezken veya sırıtmazken bulursunuz etrafınızda. Pek çok genç arkadaşım, yaştaşım buna katıla katıla gülüyor, ben dahil. Bir süre sonra fark ediyorum ki kimse sevişmek, sinirleri boşalmak gibi tabirleri kullanmıyor. Üstelik bu kelimeleri kullanmamak için özel bir gayret sarf ediyor. Ikına sıkıla, &amp;#8220;severim ya keratayı&amp;#8221; falan diyorlar ya da başka ikame cümleler kuruyorlar. Bunlara argo ve kaba diye gülüyoruz aslında.&amp;nbsp;Her şeyi makaraya vurarak anlatıyoruz sanırım. Kız arkadaşımıza &amp;#8216;hatun&amp;#8217;, sevgilimize &amp;#8216;manita&amp;#8217;, platonik aşkımıza &amp;#8216;kaşar&amp;#8217; diyoruz. O kadar çok korkuyoruz kelimelerden. Argoya yaslanıp arkadaşlar arasında varolmak için yaptığımız ufacık şeyler bunlar. Kimse fark etmiyor. Ben dahil. Ben de kaba saba konuşuyorum, aşık oldum diyemiyorum, öpüştük yerine &amp;#8216;kız yapıştı abiiii!&amp;#8217; gibi saçma, şımarık ve narsistik cümleler kuruyorum. Bana kızmayın sakın siz benden çok daha fazlasını yapmış olabilirsiniz. Sadece o an fark etmemişsinizdir iyi bir ihtimalle. &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;</description>
            <pubDate>Sun, 11 Nov 2007 22:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Little Big(!)</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/little-big_4509416.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/little-big_4509416.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&lt;STRONG&gt;&lt;IMG height=434 src=&quot;http://photo.net/bboard-uploads/00HTxm-31468284.jpg&quot; width=205&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; B&lt;/STRONG&gt;ugün elime bir e-mail ulaştı, her gün gelen binlercesinden ayırması imkansız olan bir &amp;#8220;forward&amp;#8221; maili. Bu seferkini niyeyse çöpe atmadan önce bir okuyayım dedim. İyi ki de yapmışım. Bana böyle saçma bir mailin yapabileceği en iyi şeyi yaptı ve bu yazıyı yazmamı ve düşünmemi sağladı. İçeriğini özetlemek gerekir derler böle girizgah yaptıktan sonra, o diyenlere ithaf ediyorum aşağıdaki özetimi;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Diyor ki biri, 40 yaşına gelmiş, çok daha gençmiş. 20 yaşındaki hali ile şu an 40 yaşındaki hali arasındaki en büyük gençleştirici faktör ise kişinin kedini artık tanımasıymış. Saygı duydum onayladım ve hatta kendime pay çıkarmaya çalıştım. Bu son pay çıkarma kısmında kendime çok pay çıkaramadığımdan olsa gerek içime oturdu yazı aniden. Bu ani duygusal girdi ve çıktılar beni ürkütüyor. Acaba bu da mı kendini tanımakla ilgili? Kendimi tanırsam acaba çok bu taze olacağım? Yoksa çok mu tiksineceğim kendimden, &amp;#8220;benden çıka çıka bu mu çıktı&amp;#8221; diyeceğim?&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Bu bir risk. Eğer kişi kendini gerçekten görmek isterse görür. Bunun yaşı sonrası deneyimi yok. Yaşın tek etkisi bu durumda, kendini görmek isteyip istemediğinle alakalı. Gençken hepimizi.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/little-big_4509416.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 03 Nov 2007 02:31:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Venedikteki Maskeler Demişken...</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/venedikteki-maskeler-demisken_4485449.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/venedikteki-maskeler-demisken_4485449.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&lt;IMG height=244 src=&quot;http://tn3-1.deviantart.com/fs10/300W/i/2006/157/a/c/the_mask_of_pantomime_by_FallenAngelBear.jpg&quot; width=188&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;STRONG&gt;L&lt;/STRONG&gt;isedeydik o zamanlar, arkadaşlıklarımız çok sertti. Birbirimizi yarı yolda da bıraktık, beraber de yürüdük ama birbirimize karşı çok acımasızdık çoğu zaman. Bunun en büyüğünü de mezun olurken yaşadım. Bir kaç arkadaşım &amp;#8220;aslında ben öyle biri değildim, muhabbet dönsün diye, sizle takılabileyim diye böyle yapıyordum&amp;#8221; dedi. Çok ilginçti tabi. O an üzülmüş ve hatta kızmıştık geri kalan sağlar olarak elbette ama şimdi az çok anlıyorum onları. Büyümek onlar için böyle bir şeydi. Bazen insan &amp;#8216;kurtulmak&amp;#8217; için de yapar böyle şeyleri. Kendine bir yalan uydurur ve kaptırır o girdaba benliğini. Ben de yapmışımdır elbette, sadece hiç hatırlamıyorum. Bu hatırlamayışım yetiyor zaten bana; &amp;#8220;yapmadım ki!&amp;#8221; diyorum kendime. Pek çok kez kendimizi gizlemişizdir diğer insanlardan. Bu gizemin hep saçma olduğunu, kendimizi kabullenip diğer insanları da öyle sevmemiz gerektiğini bile bile. Ama bunu tam olarak yapamıyoruz bazen. İşte benim kendime güvenmemi sağlayan da bu, en azından hayatımın önemli evrelerinde bu oyunu oynamadım hiç! Kendimi sevmeye çalıştım zor da olsa. Ama sonuçta, kişiliğim büyümem dışında bir naylon yalan örtüsü ile boğulmadı hiç. İnsanlar bazen böyle yalanları adaptasyon olarak algılıyorlar, sanıyorlar ki bu sahtelikleri aslında sadece geçici bir süre için. Peki ya o yaşıyormuş gibi yapanlar bir süre sonra kendi açtıkları bu çukurda boğulmazlar mı? Boğulsunlar istemem. Kurtarmak isterim onları düşerlerken. &amp;#8220;Tüh!&amp;#8221; derim, &amp;#8220;keşke hiç böyle bir oyun oynamasaydın da&amp;#8230;&amp;#8221; ama insanoğlu işte, benim sözümü mü dinleyecek sandım? Sanarım ben bazen öyle garip şeyleri. Beni dinleyeceklerini, sanarım mesela, ardından sempatik bulacaklarını.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/venedikteki-maskeler-demisken_4485449.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 31 Oct 2007 12:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mutlu Yazı</title>
            <link>http://chucker.blogcu.com/mutlu-yazi_2915372.html</link>
            <guid>http://chucker.blogcu.com/mutlu-yazi_2915372.html</guid> 
            <description>&lt;P class=MsoNormal&gt;&lt;STRONG&gt;G&lt;/STRONG&gt;üzel bir gün geçirdim sanırım. En çok da akşam vakitlerinde keyfim yerindeydi. Ne de olsa işten çıkmış kız arkadaşımla bir şeyler içmek üzere kafeye gitmiştim. Kim keyifli olmaz ki? Belki bu yazıyı yazan ben olmasaydım size tek tek tüm betimlemeleri&amp;nbsp; dizerek şahane ve belki sıkıcı ama uzun bir yazı yazabilirdim. Mutlu, huzurlu ve bence sıkıcı bir yazı&amp;#8230; Sanırım blog&amp;#8217;umun ismi olan &amp;#8220;içe vurum&amp;#8221; gerçekten de yazılarımın genel özelliğini anlatıyor; mutsuz ve problem yaratan şeyler. Evet, aslında düşününce gerçekten de eğer kafama takılan bir sorun yoksa yazmamı veya başka bir şekilde bu derdimi dışa vurmamı sağlayacak hissiyatı bulamıyorum. Mutlu anlarımı yazılarıma veya diğer işlerime yansıtmıyorum. Yansıtmayı istemiyorum, çünkü gerek yok. Zaten aklımda bir şey kalmamış, o güzel dönemi yaşamışım. Ama diğer mutsuz olaylar hep aklında kalıyor insanın. Evire çevire aynı şeyi tekrar tekrar düşünmek bir süre sonra damakta açılan yara gibi, oynandığı için hiç kapanmayan bir yaraya benziyor. İşte bu yüzden insanlar kendilerine uygun hobiler bulmalılar. Kendi iyiliklerini düşünmüyorlarsa çevresindekileri düşünsünler. Pasif sigara içicisi gibi etraflarında pasif pesimistler yaratmasınlar. Evet şu an bile yazımı beslemek için kafamdaki sorunların üzerine gidiyorum. Mutlu şeyleri yazamıyorum, içimden gelmiyor. &lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal&gt;Mutlu şeyler de yazabilenlere hayran kalıyorum. Çok üretkenler. Öyle olmayı isterdim sanırım. Belki bu sayede buraya daha fazla yazı ekleyebilirdim en azından. Şimdi &amp;#8220;tarzım bu benim&amp;#8221; demeyi öyle çok istiyorum ki anlatamam. &amp;#8220;benim tarzım bu, beni rahatsız eden şeyleri buraya yazıyorum, o derece karizmatik bir kişiyim&amp;#8221; demek hoş olurdu. Ama işin aslı mutlu bir şeyler yazmak için c.. ( &lt;a href=&quot;http://chucker.blogcu.com/mutlu-yazi_2915372.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sat, 12 May 2007 00:32:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://chucker.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>