İçe Vurum

İçe Vurum

Kendi kendime konuşmaktansa, sözüm meclisten dışarı demek istedim

Venedikteki Maskeler Demişken...

Çarşamba, Ekim 31, 2007

   Lisedeydik o zamanlar, arkadaşlıklarımız çok sertti. Birbirimizi yarı yolda da bıraktık, beraber de yürüdük ama birbirimize karşı çok acımasızdık çoğu zaman. Bunun en büyüğünü de mezun olurken yaşadım. Bir kaç arkadaşım “aslında ben öyle biri değildim, muhabbet dönsün diye, sizle takılabileyim diye böyle yapıyordum” dedi. Çok ilginçti tabi. O an üzülmüş ve hatta kızmıştık geri kalan sağlar olarak elbette ama şimdi az çok anlıyorum onları. Büyümek onlar için böyle bir şeydi. Bazen insan ‘kurtulmak’ için de yapar böyle şeyleri. Kendine bir yalan uydurur ve kaptırır o girdaba benliğini. Ben de yapmışımdır elbette, sadece hiç hatırlamıyorum. Bu hatırlamayışım yetiyor zaten bana; “yapmadım ki!” diyorum kendime. Pek çok kez kendimizi gizlemişizdir diğer insanlardan. Bu gizemin hep saçma olduğunu, kendimizi kabullenip diğer insanları da öyle sevmemiz gerektiğini bile bile. Ama bunu tam olarak yapamıyoruz bazen. İşte benim kendime güvenmemi sağlayan da bu, en azından hayatımın önemli evrelerinde bu oyunu oynamadım hiç! Kendimi sevmeye çalıştım zor da olsa. Ama sonuçta, kişiliğim büyümem dışında bir naylon yalan örtüsü ile boğulmadı hiç. İnsanlar bazen böyle yalanları adaptasyon olarak algılıyorlar, sanıyorlar ki bu sahtelikleri aslında sadece geçici bir süre için. Peki ya o yaşıyormuş gibi yapanlar bir süre sonra kendi açtıkları bu çukurda boğulmazlar mı? Boğulsunlar istemem. Kurtarmak isterim onları düşerlerken. “Tüh!” derim, “keşke hiç böyle bir oyun oynamasaydın da…” ama insanoğlu işte, benim sözümü mü dinleyecek sandım? Sanarım ben bazen öyle garip şeyleri. Beni dinleyeceklerini, sanarım mesela, ardından sempatik bulacaklarını, yakışıklısın vesselam diyeceklerini hayal ederim. Bu sanrılarım neyse ki hayatımı etkilemiyor. Sadece keşkelerde kalıyor boğazımda boğaza karşı.

Başka bir ilginç nokta var ki bu “adapte” olan kişiler genelde başarılı da oluyorlar. Hakikaten sahte mi? Değil mi? Anlayamıyorum. Çok mu aptalım, hiç mi uyanık değilim bilemiyorum ama sanırım fazlasıyla dürüst olsunlar istiyorum. “Neyse odur” diye kabul ediveriyorum. Yanlış da değil üstelik bu bence. Sadece biraz saflık. Sonra mezuniyet günü geliyor, ayrılık vakti; “ben aslında böyle değilim” oluyor karşımdakinin bakışları. Anlıyorum onları, seviyorum da hala. Sadece sebebini anlayamıyorum. Benimle arkadaş olmak isteyen biri neden benim dinlediklerimi dinlemek zorunda olsun ki? En iyi arkadaşlarımla belki böyle ortak bir yanımız var ama hepsiyle değil elbette. Çocukça buluyorum böyle şeyleri…

 

Hep kendimi anlatıyorum, benli benli cümleler kurmaya bayılıyorum. Kendimi anlatayım istiyorum, sadece kendimi. Herkes benim sandığım gibi bana hayran kalsın istiyorum, en yakışıklı ben olayım çevremde, kızlar arkamdan “vay be!” desinler falan… Ama işte sadece sanıyorum. İstediğimden de değil. Sonrasında işler istediğim veya umduğum gibi gitmeyince bozulmuyorum da. Gayet devam ediyorum kendi egomu şişirmeye. Hoş bir his bu hakikaten. Tavsiye ederim. İnsan kendini ancak böyle seviyor. Kendi egomuzu pohpohlayarak kabul edeceğiz çevremizi, saçma sapan ayak oyunlarını.

 

Onlar ki sadece isteklerine ulaşabilmek için kendilerine maske takabiliyorlarsa ve bunu sanki normal bir şey yapmışlarcasına anlatabiliyorlarsa, gerçekten de insanın en çok korkması gereken şey yine kendisi ve yine en çok sevmesi gereken şey kendisi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »